GÜNDEM

Denizli’deki Aşk Uşak’ta Türküye Dönüştü

Aşk ile Anadolu Programı Yapımcısı ve Sunucusu Murat Erşad Al Denizlili Dudu ile Asım’ın aşk hikâyesini mısralara döktü. Al, söz verdiği gibi bu mısraları Türkü’ye çevirdi.

“Anadolu’nun geri getirilemeyen hikâyelerini geleceğe taşımak” mottosuyla Aşk ile Anadolu ismi altında çalışmalara imza atan Murat Erşad Al, Denizlili Dudu nine ile yaptığı söyleşiden çok etkilendiğini söyledi. Anadolu toprağının sanki aşk ve âşık ürettiğini dile getiren Al ; “Böylesine acılı bir aşk hikayesini dinleyip de etkilenmemek mümkün değil. Ben Dudu Nineme bir türkü sözü vermiştim şimdi bu sözü tutmanın mutluluğunu yaşıyorum.” Şeklinde konuştu.

Şimdi kavuşamayan iki gencin hikâyesini Murat Erşad Al’ın kaleminden dinleyelim:

“Denizli’nin dumanı eksik olmayan o heybetli dağ köylerinden birinde, her taşın ve her patikanın şahit olduğu, yarım kalmış ama hiç eskimemiş bir hikâyedir bu… Dudu ile Asım’ın hikâyesi.

Gençlik Baharı ve İlk Sızı

Bundan yıllar önce, köyün kekik kokulu yamaçlarında iki genç yürek çarpar birbirine. Biri köyün gözbebeği, fidan gibi Dudu; diğeri ise dürüstlüğüyle, mertliğiyle bilinen delikanlı Asım. Onların sevdası, dağların arkasından doğan güneş gibi saf ve berraktır. Gizli gizli buluştukları çeşme başları, birbirlerine verdikleri sözlerle şenlenir. Asım’ın niyetidir ilk hasatta Dudu’yu istemek, onunla aynı damın altında yaşlanmak.

Ancak kader, dağ rüzgârları gibidir; sert eser ve yön sormaz.

Dudu’nun babası, kızını köyün ileri gelenlerinden, varlıklı bir başkasıyla evlendirmeye karar verir. Dudu günlerce ağlar, diller döker ama nafile. O dönemin töresi, büyüklerin sözü çiğnenemez bir duvardır. Dudu, kalbini Asım’da bırakarak, hiç istemediği bir adamın peşinden, telli duvaklı başka bir eve gelin gider.

Ayrılık ve Gurbet

Bu evlilik, Asım’ın dünyasını başına yıkar. Sevdiğinin başkasına yar olduğunu görmek, bu dağları ona dar eder. İçindeki yangına ne köyün havası çare olur ne de dertleştiği dostları. Bu acıya daha fazla dayanamayan Asım, bir sabah heybesini toplar. Arkasına bile bakmadan, o zamanlar pek çok Anadolu gencinin yaptığı gibi, çok uzaklara… Almanya’ya gurbete gider. Gidiş o gidiştir; köyden ayağını tamamen keser, bir daha ne bir mektubu gelir ne de ondan bir haber alınır. Asım, adeta sisli dağların arasında kaybolup gider.

Fakat dünya evinde de adalet tez işlemez. Dudu’nun evlendirildiği adam, ona ne sıcak bir yuva verir ne de kıymetini bilir. Birkaç yıl süren mutsuz bir evliliğin ardından, Dudu’yu arkasında hiçbir şey bırakmadan terk edip köyden gider.

Dudu, genç yaşında yapayalnız kalır. Ama o, dağ köylerinin o mağrur ve dik duruşlu kadınlarındandır. Kimseye eyvallah etmez, kaderine küsüp köşesine çekilmez. Toprağına tutunur, ömrünü vakur bir sessizlikle sürdürür.

Bugün: 72 Yaşın Sessizliği

Aradan upuzun on yıllar geçer… Bugün Dudu Nine, 72 yaşında, yüzündeki her çizgisinde o dağların, o eski sevdanın ve yalnızlığın izini taşıyan bilge bir çınardır.

Köyün yükseklerinde, ahşap evinin önünde oturup uzağa, dağların kıvrılarak uzandığı gurbet yollarına baktığında akrabaları bilir ki o, aslında 72 yaşındaki bir ihtiyar değil; kalbi hâlâ o çeşme başında kalan genç kızdır. Kulakları her kapı çalınışında, her yabancı ayak sesinde ister istemez bir anlığına sızlar.

Asım’dan ise hâlâ hiçbir haber yoktur. Kimi "Gurbet elde kendine başka bir hayat kurdu" der, kimi "O acıyla fazla yaşamadı, toprak oldu" diye fısıldar. Ama hikâyenin aslı, Denizli’nin o dumanlı dağlarında, iki insanın ruhunda kilitli kalmıştır.”

(Fotoğraflar için Gülhiz Arslan Öztürk’e teşekkür ediyoruz.)

Şiir

BIKTIM

Yüce dağ başına çöktü bir duman,

Gittiğin yollara bakmadan bıktım,

Gelmene kalmadı gayri bir güman,

Gözümün yaşını dökmeden bıktım.

Yârin hasretidir bağrımı delen,

Felek benden yana gülmedi neden,

Bir haber gelmedi uzak illerden,

Şu garip boynumu bükmeden bıktım.

Ölmeden geleydin son kez göreydim,

Aşkın hançerini göğse vuraydım,

Yalan dünyadaki son muradıma,

Dizine baş koyup öyle ereydim.

Sensiz geçen ömrün ne tadı kaldı,

Dilde sadece feryadı kaldı,

Koca bir sevdadan bir sızı kaldı,

İçimde bu koru yakmadan bıktım.

Toprak çağırıyor vakit daralır,

Sensiz geçen günler bil ki karadır,

Bu fani dünyada bir ahım vardır,

Yollarına umut ekmeden bıktım.